Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 
AUDIOENGINE A2+ İNCELEMESİ

Audioengine firmasının yeni A2+ hoparlörlerini mercek altına alıyorum bu yazımda. Bundan seneler önce bu ufaklıkların atası Audioengine A2 modelini Stereo Mecmuası’na konuk etmiştik. Yenilenen A2+ modeline hem bir bakış atmaya çalışacağım hemde eski A2 modeli ve yeni A5+ modeli ile kıyaslayacağım. Sanırım bu yazının  akabinde ” A5+ mı yoksa A2+ mı tercih etmeliyim” sorusunu okuyucularımız soracaklardır. Yazı içerisinde bu sorunun cevabını da bulabileceksiniz.

Kısaca firmayı tanıyıp A2+’nın özelliklerine bakmaya başlayalım. Audioengine 2002 yılında kurulmuş geçmişi çok eski olmayan bir firma. Ancak firmanın kurucuları uzun seneler Harman/Kardon, Gibson Guitar, Alesis Studio Electronics, ve Apple Computer gibi önemli firmalarda çalışmış deneyimli insanlar. 2002 yılında piyasaya sürülen A5 kendi türdaşları içerisinde son derece popüler bir hoparlör olmayı başardı. Firma ilerleyen yıllarda A5 ile başlayan ürün yelpazesini genişletmeye başladı ve günümüze kadar bu alandaki öncülüğünü hiç kaybetmedi.

Audioengine A2+ ambalajını açtığınızda inanılmaz bir özen ile karşılaşıyorsunuz. Tüm aksesuarlar ve hoparlörler özel kumaş torbaların içerisinde geliyor. Kutu içeriğinde başlangıç için ihtiyaç duyacağınız tüm kablolara yer verilmiş. Kutu içeriğinde 1 adet adaptör, 1 adet elektrik kablosu, 1 adet hoparlör kablosu, 1 adet RCA 3,5mm ara bağlantı kablosu ve 1 adet USB kablosu geliyor. Yine oldukça özenli hazırlanmış kullanım kitapçığı kutu içeriğinin son parçası.

Audioengine A2+ hoparlörlerin lake siyah ve beyaz seçenekleri bulunuyor. Ben test için beyaz rengini tercih ettim. Ofisimde  uzun senelerdir eski A2 modelinin siyah rengini kullanıyorum. Beyaz renk seçeneği ile hem toz görmüyorsunuz hemde bana sorarsanız beyaz renk lake kaplama çok şık gözüküyor. Tabii ki seçenek kişisel!

Kutuyu açıp, özel kumaş torbaların içerisinden şık A2+’lar çıkıyor. İşçilik gayet güzel ve boya göz alıcı. Bir hoparlör üzerinde amplifikatör ve kontroller bulunurken diğer hoparlör üzerinde sadece bağlantı noktası bulunuyor. İsterseniz bu bağlantıları kısaca özetlemeye çalışayım. Hoparlörün üst bölümünde sağ tarafta ses kontrolü ve hemen altında USB girişi bulunuyor. Bunların yanında iPod benzer bir MP3 çalarınızı  veya telefonunuzu bağlamak için kullanabileceğiniz 3,5mm mini stereo giriş bulunuyor. En sol kısımda ise birer çift RCA giriş ve çıkış bulunuyor. RCA çıkış eğer arzu ederseniz subwoofer bağlamak için düşünülmüş.

Bu giriş ve çıkışların hemen alt kısmında ise diğer hoparlöre bağlantı için kullanılacak bağlantı noktaları ve hoparlörümüze elektrik sağlayan adaptörün girişi bulunuyor. Diğer hoparlörde ise sadece bağlantı için kullanılacak konektörler bulunuyor. Kutu içeriğinde çıkan adaptör hem çok kaliteli hemde hiç ısınma yapmıyor. Audioengine bu ufaklıkların içerisinde elektrik ile bir ekleme yapmamış ve böylelikle hoparlörün boyutunu makul seviyelerde tutmuş.

A2+ üzerinde geçmiş modele göre önemli bir farklılık var. O da dahili bir DAC içermesi. Bu DAC çok kapsamlı özelliklere sahip, çok gelişmiş bir DAC değil. 16Bit/48kHz çözünürlük sunan standart bir DAC. Ancak bu DAC bile bilgisayarınızın standart ses çıkışından çok daha performanslı çalışıyor. Bunu hep yazıp çiziyorum; bugün satın aldığınız masaüstü veya dizüstü bilgisayarların hemen hepsinde anakart üzerine eklenmiş ses kartları ve buradan elde ettiğiniz çıkışlar ne yazık ki iyi sonuçlar vermiyor. Ben oldukça üst sınıf bir dizüsütü bilgisayar ve bu bilgisayarın ses performansı üreticisi tarafından öve öve bitirilemediği halde ne yazık ki, müziğini açıp dinlemeye başladığınız zaman gerçeklerin hiç öyle olmadığını görüyorsunuz. Bir şekilde DAC kullanmak gerekli oluyor. A2+ üzerindeki DAC, bilgisayarınızın ses çıkışından daha iyi ses elde etmenizi sağlıyor ancak daha fazlasını istiyorsanız daha iyi bir DAC kullanmanız gerekli.

Audioengine A2+’nin altı özel bir kauçuk ile kaplanmış. Böylelikle kayma sorunu olmuyor. Ancak benim tavsiyem bu hoparlörleri masa üzerinde kullanacaksanız tiz sürücülerini kulağınıza doğru hizalamaya çalışın. Arzu ederseniz Audioengine DS1 masaüstü ayaklarını veya alternatif başka bir markayı hatta bir DIY çözümü bile kullanabilirsiniz. Geçtiğimiz aylarda “Aktif Hoparlörler ve Yerleşimleri” konusunda çok güzel bir rehber yayınlamıştık. Bu yazıda konuyla ilgili ayrıntılara göz atabilirsiniz.

İncelemenin bu noktasında Audioengine A5+ ile Audioengine A2+ kıyaslamasını yapalım. Yukarıda ve aşağıda göreceğiniz iki fotoğrafta fark edebileceğiniz üzere bu iki hoparlör arasında çok ciddi bir boyut farkı var. Odanızın hacmine göre A5+ büyük geliyor ise A2+ kullanmak daha mantıklı. A5+ üzerinde DAC bulunmuyor, A2+ üzerinde ise DAC mevcut. A5+ uzaktan kumanda ile gelir iken A2+’ta bu özellik yok. Ancak buradaki kilit soru şu, odanızın boyutu ve masaüstünüzün boyutu. Örneğin ben evimde aktif hoparlörlerimi daha büyük bir çalışma odasında ve ciddi büyük bir masanın üzerinde kullanıyorum. Bu durumda A5+’yı kullanmak daha mantıklı. Ancak ofiste ise daha küçük bir oda ve minik bir masam olduğu için eski A2 daha mantıklı bir seçim olmuştu. Ayrıca A5+ ile orta boyutlardaki bir odayı bile ses ile doldururken A2+ ile bunu yapmak kolay değil. Yani açık konuşmak gerekirse odanızın ve masanızın boyutlarına göre bir seçim yapmak en mantıklısı. Fotoğraflarda görebileceğiniz gibi iki hoparlörün boyutları arasındaki farklar çok büyük!

Ben Audioengine A2+’leri A5+ hoparlörlerimi kaldırarak masaüstünde kullanmaya başladım. Bilgisayar sistemimin ayrıntıları merak edenler için burada mevcut. Hem A2+’ın dahili DAC’ını hemde Matrix X-Sabre DAC’ı kullanarak müzik dinledim. USB kablosu olarak Transparent Cable Performance serisinden bir kablo, ara bağlantı kablosu olarak SilverFi Phrygian SX modelini tercih ettim.

Öncelikle şuradan başlayayım A2+ modelinin DAC’ını kullanacak iseniz küçük bir bütçe ayırıp makul mantıklı bir USB kablosu edinmenizi önerim. Bu mütevazi DAC’ın performansını kesinlikle bir adım öteye götürmüş olursunuz. Hoparlörün fiyatını göz önüne alarak Wire World Ultraviolet tarzı göreceli makul fiyatlı bir ürünü tavsiye edebilirim. DAC ile bilgisayar arasındaki bağlantıyı çok kolaylıkla yaptıktan sonra denemelere hazırız. Burada önemli bir ikilem ortaya çıkıyor. Daha yüksek çözünürlüklü müzik dosyalarını bilgisayarınızda çözüp DAC kullanmadan hoparlörünüze göndermek veya yüksek çözünürlükten vazgeçip DAC’ı devreye almak. Açıkçası bende bu ikilemi yaşayıp çeşitli denemeler yaptım.

Öncelikle müzik arşiviniz eğer çok yüksek çözünürlüklü dosyalardan oluşmuyor ise ve günlük ihtiyaçlarınız söz konusu ise A2+ içerisindeki DAC gayet keyifli şekilde kullanılıyor. Ancak arşiviniz yüksek çözünürlüklü dosyalardan oluşuyor ise ve detaydan vazgeçmek istemiyorsanız DAC’ı bypass edip ses kartınız ile hoparlörler arasında bir interconnect kullanmak daha iyi olacaktır. Bu konuda benim bulduğum en mantıklı fikir hoparlörünüzü hem USB hemde klasik bir interconnect kullanarak bilgisayarınıza bağlamanız ve farklı senaryolarda bir kaç tıklama ile DAC’ı aktive veya deaktive etmeniz. Tabii ki kullandığınız müzik çalar yazılımı üzerinden down-sampling yapmak da mümkün!

Benim gibi bütün gün bilgisayar başında olan bir insanın ihtiyaçları ve yapacakları bellidir. Örneğin çalışırken arka fonda müzik duyayım dediğim zamanlarda A2+’ın DAC’ını devrede tuttum. Aynı şekilde müzik dinlerken, oyun oynarken ve nadiren bir şeyler seyrederken DAC’ı kullandım. Ancak daha yüksek çözünürlüklü müzik dinleyeceğim zamanlarda DAC’ı devre dışı bırakıp klasik bir ara bağlantı kablosu kullandım hatta performans testleri için uzun süredir karargahımızda konuk ettiğimiz X-Sabre’yi devreye soktum. Aslında bu senaryonun kalbinde hardcore bir odyofilden çok, bilgisayar karşısında vakit geçiren ve bu vakti iyi geçirmek isteyen bir insan var. Zaten A2+ tam bu tarz bir kitleyi hedefleyen bir ürün.

Audioengine A2+ boyutunun çok üzerinde bir performansa sahip. Onu çeşitli tüketici elektroniği firmalarının ürettiği hoparlörler ile kıyaslamak mümkün değil. Hem müzik dinlerken hem oyun oynarken hemde bir şeyler seyrederken kesinlikle ortalamanın çok üzerinde bir performans elde ediyorsunuz.

Son dönemlerde çok popüler albümlerinden birisine bakalım. Daft Punk – Random Access Memories. Random Access Memories, 2013 sonlarında yayınlanan Fransız elektronik müzik ikilisi Daft Punk’ın son albümü. Yine retro izler taşıyan ve özellikle 1970′lerin disko müziğine atıfların bol olduğu bir albüm olarak dikkat çekmişti. Bazı şarkılarda dönemin R&B etkisini dönemin soul müziğini yansımalarını görürken albümde asıl dikkat çeken şey özellikle elektronik öğelerin kullanımında bayağı azalmaya gidilmiş olmasıydı. Daft Punk albümlerinin benim sevdiğim yanı bu elektronik öğelerin hiçbir zaman manyakça kullanılmamasıdır ancak Random Access Memories albümde yakalanan seviye ve elde edilen tarz gerçekten etkileyici. Buradaki en önemli şey, bir çok enstrümanın bilgisayara ortamında üretilmemesi yani akustik olarak kaydedilmesi. Tabii ki topluluğun pek sevdiği bir çok efekt özellikle vokallere müdahale, elektronik davullar ve türün olmazsa olmazı sintizayzır’lar albümde eksik değil ancak dozaj öyle yerli yerindeki benim gibi türün çok fanatiği olmayanlar bile albümü keyifle dinleyebiliyorlar.

Albümü tanımama vesile olan iTunes versiyonunu dinliyorum. Daha ilk anlarda bas performansı dikkat çekiyor. Bu kadar küçük bir hoparlörün böylesine bir bas üretmesi kolay değil ve bu ufaklıklar bu işi çok rahat şekilde yaptıkları gibi kendilerine özgü sahneleri ve müziği bir çorba haline getirmeden size ulaştırmaları dikkate değer. Çorba halini getirmek terimini özellikle kullandım aynı albümü büyük tüketici elektroniği firmalarının ürettiği bir 2.0 hoparlör hatta 2.1 hoparlör seti ile dinlediğiniz zaman müziğin sanki sadece tiz ve bastan oluşması ve güzelim orta frekansların kaybolup gitmesi A2+’da kesinlikle yok! Oturup keyifle müzik dinleyebiliyorsunuz.

Benzer bir durum bilgisayar başında yaptığım diğer işlerde de geçerli. Mesela son zamanlarda Diablo III’ün ek pakedi Reaper Of Souls ile vakit geçirdiğim için oyunu oynarken A2+’ları kullandım. Performanstan çok memnun kaldım. Aynı şekilde ara sıra bir şeyler seyrederken de bu minik ufaklıkları kullanmaya devam ettim. Müzik haricindeki bu tarz işlerde genelde daha genç okuyucularımızın subwoofer istediklerini biliyorum. Bana sorarsanız A2+ ve benzeri hoparlörlerde subwoofer’a hiç ihtiyaç yok.

Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım. KDV dahil 360 Dolarlık fiyatı ile Audioengine A2+ ülkemizin gelir durumunu göz önüne alırsak özellikle genç okuyucularımızın bütçesini azıcık aşıyor olabilir. Ancak aldığınız bu tarz bir hoparlörü uzun seneler kullanacağınız için verdiğiniz para karşılığını defalarca hak edecektir. Bunun haricinde evinde ortalamanın üzerinde bir müzik sistemi olup ofisinde veya çalışma odasında keyifle müzik dinlemek isteyenler için ve bunu yaparken boyutların sıkıntı olduğu alanlarda A2+ harika bir çözüm. Masaüstünüzde fazla yer kaplamayan bu minik aktif hoparlör ve DAC kombinasyonu uzun seneler size hizmet verecektir. Firmanın bir önceki modeli olan A2’yi kullanan bir insan olarak A2+ modelinde daha sıkı baslar hemen dikkat çekerken, bu boyutta bir hoparlörün uygun şekilde yerleştirildiği zaman boyutundan büyük işler yapacağını söyleyebilirim. Parlak siyah ve beyaz renk seçenekleri bulunan bu ufaklıkları masasüstünde iyi ses duymak isteyen meraklılar alışveriş listesinin en başına gönül rahatlığı ile yazılabilirler.

Audioengine A2+
Tipi : RAF Sistem : Aktif 2 Yollu Hoparlör : 7 cm KEvlar MidBass / 2 cm Silk Dome Tweeter Güç : 15 Watt RMS – 30 Watt Peak Ses Şiddeti : 95dB Ferkans Aralığı : 65-22000 Hz Amfi Tİpi : Dual Class AB Monolithic Girişler : 1/8″ Mini Stereo Mini Jak – RCA Ebat : 15x10x13.5 Cm Ağırlık : Sol (1.6 Kg) – Sağ (1.4 Kg)
Fiyat: yaklaşık 360 Dolar (KDV Dahil) 764,35TL (KDV Dahil) 02 Temmuz 2014 itibarı ile  Online satın almak için tıklayınız
Temsilci: Mavi Hifi / www.mavihifi.com