Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 
LEBEN CS600 İNCELEMESİ

Japon Leben firmasının en üst model entegre amplifikatörü olan CS-600’ü mercek altına alıyorum. Son yıllarda Leben hem ülkemizde hemde dünyada markaya tutkuyla bağlı bir kullanıcı kitlesi yaratmayı başardı. Bakalım bunun sebeplerini anlayabilecek miyim? Mavi Hifi bu amplifikatörü bana aslına bakarsanız sürpriz bir şekilde gönderdi. İncelemesini geçtiğimiz günlerde yayınladığım ve gerçekten çok hoşuma giden  Exposure 2010S2 kutusunun yanında devasa bir koli daha geldi. Bu devasa kolinin içerisinde Leben CS-600 vardı. İlk önce eski dost Exposure amplifikatörü mercek altına aldım ve Leben CS-600’ü sonraya bıraktım. İncelemekten çok şöyle keyifle kullanmak için!

Leben’i sizlere kısaca tanıtmaya çalışayım. Firma, Taku Hyodo tarafından kurulmuş. Hyodo hem firmanın sahibi hemde baş tasarımcısı. Lambalı ampli konusunda , Japonya’nın en iyi 8 tasarımcısından birisi olarak gösterilen Hyodo, tasarım hayatına Japonların geçmişte efsane markalarından bir tanesi olan Luxman ile başlamış. Hyodo, gitar çalmak konusunda büyük bir tutkuya sahip ve bu alanda da çalışmalar yapmış. Ayrıca kendisi bir lamba koleksiyoncusu. Bu durumu bazı Leben ürünlerinde kullanılan çok tanınmadık lambalara bakarak aslında tahmin etmek mümkün. Hyodo, Luxman firmasından ayrıldıktan sonra 1979 yılında “Kouri Denki Co.” adı altında bir firma kuruyor. Burada daha çok seslendirme sistemleri üzerine çalışsa da, “KFH” markalı amplifikatörlerde tasarlıyor.  “Triode 33” kodlu 1990’lı yılların başında oldukça başarılı oluyor ve “3C33” lambalarla yaptığı bu amplifikatör oldukça ilgi çekiyor.  Arkasından “Leben” markası ile RS-35a güç amplifikatörünü ve RS-28c pre-amplifikatörünü tasarlayarak tüm dünyada ilgi çekmeyi başarıyor. Bu ürünlerin yenilenmiş versiyonları hali hazırda Leben kataloğunda mevcut. Tüm ürünler Japonya’da üretiliyor ve tüm ürünler auto-bias özelliğine sahip.

Burada bir parantez açalım. Çok basitleştirerek şöyle anlatalım, amplifikatörünüze yeni bir lamba seti taktığınız zaman, amplifkatörünüzün sunduğu imkanları kullanarak bu lambaları birbiri ile eşitlemeniz gerekir. Bunun için bazı üreticiler amplifikatörlerine özel vu-metreler ile donatılmış özel ayar düğmeleri koyarlar, bazıları ise kullanıcılara bazen eziyet haline gelen bir prosedür sunarlar. Şöyle ki elinizde bir avometre ile lamba soketlerinin ölçümü yaparken bir yandan voltaj ayarı yaparsınız. Bazılarınızın “aman ben lamba değiştirmekle uğraşamam böylelikle ölçüm ile uğraşmam” dediğini duyar gibiyim. Ancak bu işlemi belirli periyodlarda yapmak zorundasınız. Yani kurtuluşunuz yok!

Bunun çözümü bir devre tasarlayıp amplifikatörün bu işlemi yapmasını sağlamak. Bu devrelerin tabii ki bazı getiri ve götürüleri oluyor. Taku Hyodo “Self-biasing circuit” adını verdiği ve kendi amplifikatörlerinde kullandığı bu teknoloji konusunda bazı açıklamalar yapmış. Kullanıcı deneyimi açısından bu kolaylığı sağlayabilmek için sadece ve sadece amplifikatörün çıkış gücünden bir miktar taviz verildiğini söylüyor. Sözgelimi “x” bir lambadan maksimum voltaj gücünde 20W güç elde edilebiliyorsa Taku Hyodo tasarımlarında bu rakam söz gelimi 19W’a düşüyor. Ancak bu sayede yukarıda bahsettiğim işlemlerden hiçbirisini yapmak zorunda değilsiniz. Bence yüzde yüz doğru bir yaklaşım. Tüm bu ayar işlemleri ile uğraşacağıma ampli tüm bunları benim için yapsın ve ben oturayım müziğimi dinleyeyim. Benim açımdan olay budur. Benim kullandığım 2A3 SET amplifkatörde de auto bias seçeneği var ve bende kullanıyorum!

Ürünün kutusu devasa boyutlarda ve ağır. Bir şekilde dinleme odama taşıyıp ambalajı açmaya başlıyorum. İkinci kutunun açınca Leben CS-600 ortaya çıkıyor. Bir görüşte aşık olunabilecek bir tasarım bu. Altın rengi ön panel, yeşil şık şeritler, üst kısmının pırıl pırıl ızgaraları, ahşap yan paneller ile çok kendisine özgü aynı zamanda muhteşem bir tasarımı var CS-600’ün! Finite Elemente standımın en alt bölümüne yerleştireceğim CS-600’ü. 25 kilograma yakın ağırlığı tek başıma kaldırmakta zorlanınca hemen yardım alıyorum ve yerine yerleştiriyorum. Hafif loş bir ışık veriyorum ön panele, harika ışık oyunları yapıyor. Tasarım gerçekten aşık olunacak kadar güzel. Beni bu denli etkileyen tasarım pek az olmuştur tüm bu incelemeler içerisinde. Leben CS-600 o listenin en başındaki ürünlerden bir tanesi.

İsterseniz ön panel ile başlayalım. Kontroller iki sıra şekilde yerleştirilmiş. Sarı metal panelin altında ve üzerinde yeşil renk birer şerit var. Bu şeritler üzerinde markanın logosu, model kodu yazıyor ve sarı panel ile uyum muhteşem. Soldan sağa kontrol düğmelerine bakalım. Sol tarafta kaynak seçim düğmesi bulunuyor. Yanında ise teyp monitörü açıp kapatma düğmesi var. Hemen yanında ise faz değişikliği düğmesi var. Tam orta konuma ses kontrol düğmesi yerleştirilmiş. Bunun yanında ses dengesi düğmesi var; sesi sağa ve sola alabilmek mümkün. Hemen yanında ise “bass boost” düğmesi bulunuyor. Bu düğme ile alt frekansları belirginliğini arttırmak mümkün. Çok küçük bir tolerans değerinde olduğu için bir ekolayzır gibi düşünmeyin daha çok ince bir ayar demek daha doğru. Cihazın en sağında ise katot resistörü ve anot voltajı uyarı ışıkları var. Aslında bu uyarı ışıkları 6L6GC veya EL34 ile kullanımda hangi lambayı kullandığınızı size bildiriyor. Bunların hemen yanında ise açma kapatma tuşu bulunuyor. Unutmadan ses kontrolü düğmesinin üzerinde cihazın operasyon ışığının olduğunu da ekleyeyim.

Cihazın ön panelinde ikinci grup düğmeler ise soldan sağa şu şekilde. Normal kullanım mı yoksa pre ile kullanım ile mi yapacağınıza karar verebildiğiniz düğmenin yanında cihazı sessiz hale getiren düğme bulunuyor yani “muting” özelliği. Ses kontrol düğmesinin hemen altında kulaklık çıkışı var. Bunun hemen yanına hoparlör ve kulaklık seçimi bulunuyor. Aslında ayrı bir test yapılacak kadar güzel bir kulaklık çıkışı var Leben CS-600’ün. Grado SR-60 ve elimde bulunan tüm kulaklıklarda yaptığım denemelerde ortalamanın çok üzerinde sonuçlar aldım. Benim gibi  kulaklık kullanıyorsanız çok üst model kulaklık amplilerine yatırım yapmak yerine bu şekilde çok uzun zaman vakit geçirebilirsiniz. Sadece Stax gibi özel bir yola gidecekseniz CS-600’ün kulaklık katından vazgeçmelisiniz bana göre.

Ön panelde öylesine bir özen var ki, insanın şapka çıkartmaması imkansız. Düğmelerin metallerinin işlenmesi, panelin arkasında daha doğrusu düğmelerin ardında gözüken yeşil kısımlar, seçilen yazılar karakteri, yani tüm detaylarda büyük bir özen dikkat çekiyor. Aslına bakarsanız böylesine çok fonksiyonun ön panele konulmuş olması normal koşullarda ortaya çok kalabalık bir tasarım çıkartabilecek iken, Japon tasarımcı muhteşem bir yerleşim yapmış. Tam anlamı ile harika gözüküyor ön panel.

Arka panele bakınca yeterli sırada giriş ve çıkış görüyoruz. Bu giriş ve çıkışlar gayet rahat şekilde yerleştirildiğinden arzu ettiğiniz tarzda kabloları kullanabilirsiniz. Solda sağa bir bakış atmak gerekirse; en solda güç girişi ve sigorta bulunuyor. Orta bölümde hoparlör çıkışlarına yer verilmiş. Hoparlör çıkışlarının hemen üzerinde hoparlörünüzün hassasiyetine göre ayar yapabileceğiniz bir seçim düğmesine yer verilmiş. 4, 6, 8 ve 16Ohm seçenekleri var.

Bu iyi haber, özellikle de hassas ayar yapmayı sevenler açısından. Bunun yanında kayıt çıkış ve pre-ampli girişi bulunuyor. Kayıt çıkışı benim gibi hala makara teyp veya kasetçalar kullananlar açısından olmazsa olmaz bir özellik. En sağda ise toplam 6 adet giriş bulunuyor. Pikap kullanıcıları açısından hemen belirteyim pikap girişi mevcut değil. Bunu eksiklikler hanesine yazıyorum.

Normalde dinleti notlarına geçmem lazım ancak yazıyı uzatmak pahasına isterseniz alt başlıklar şekilde bazı özelliklere yakında bakış atalım. Genel kültür olarak bir kaç satır yazmak istiyorum. İlk önce faz değişikliği konusuna bir bakış atalım. Faz değişikli basit anlatımla kanalların yerini değiştirmek olarak düşünün. Reverse mod’a aldığınızda sol kanal sağ kanal, sağ kanalda sol kanal haline geliyor. Ancak işin derinliklerine girmeye başladığımız zaman özellikle pikap tarafında kayıtlarda kullanılan yatay ve dikey modülasyon olayına girmemiz gerekiyor. RIAA öncesi dönemlerde bazı kayıtlarda özellikle mono dönemlerde kaydedilmiş plaklarda yaşanan sorunların üstesinden gelmenin bir yolu. Aslında bir çok albümü dinlerken bu faz değişikliğinden dolayı bir fark duymayacaksınız. Ancak dediğim gibi RIAA öncesi büyük orkestra müziği dinleyenler böyle bir özelliği inanın çok arıyor olacaklardır. Tamam geniş koleksiyonu olan meraklıların ilgisini çekecek bir özellik olsa da, ben bu tarz ek özellikleri çok önemsiyorum ve açıkçası bazen gereksinim duyuyorum. Ben bu özelliği gördüğüme çok memnun oldum.

Hoşuma giden bir diğer özellik ise pre girişi olması. Bu konumda amplifikatör bir nevi güç amplifikatörü haline geliyor. Ancak tam anlamı pre-katını tam olarak by-pass etmiyor. Pre katındaki tüpler bir nevi driver oluyor. Örneğin karmaşık bir pikap katı kullanmak istiyorsunuz ve pre-ampli özelliği de var. Bu durumda pikap dinlerken “Pre-In” konumunu kullandığınız zaman ses kontrolünü pikap katınızdan yapabilirsiniz. Bu durumu iki ayrı senaryo ile açıklayayım.

İlk örnekte elimde bulunan J.C.Verdier Control B pre-amplifikatörün pikap katını kullanmaya karar verdim diyelim. Bu kendi başına bir pre-amplifikatör olsa da, ben sadece pikap katı olarak kullanacağım. Bu noktada bir entegre amplifikatöre bu tarz bir pre-ampliyi eklediğiniz zaman sesi iki cihaz üzerindeki düğmeleri kullanarak kontrol edebilirsiniz. Dilemma şudur, pre-amplinin sesini azaltıp entegre amplifikatörden mi yükseltmeliyim yoksa tam tersi mi? Tabii bu arada iki ses kontrolcüsünün ortaya çıkardığı kayıpları ve bazen uyumsuzlukları da unutmayalım. Bu çözüm sayesinde ben pikap katımı kullanırken ses kontrolünü pre-amplim tarafımda yaptım. CD dinleyeceğim zaman ise Leben CS-600’ün pre-katını kullanmaya karar verdim. Dikkat edeceğiniz üzere bu çok spesifik bir durum. Normalde pikap katları kendi ses kontrolüne sahip değildir ancak tam tersi bir durum söz konusu olduğunda elinizin altında bu tarz bir özellik olması harika bir şey.

Diğer örneğimiz ise dijital taraftan gelsin. Diyelim ki sisteminizde kullandığınız DAC’ın kendi ses kontrol imkanı var. Buna örnek olarak yakın zamanda incelemesini yayınlamış olduğum Auralic Vega‘yı gösterebilirim. Bu DAC’ta başarılı bir şekilde ses işleyebilen bir kat var ve yine aynı yukarıdaki senaryoda olduğu gibi iki adet ses kontrolcüsünün yarattığı veya daha doğru bir ifade ile kağıt üzerinde yaratabileceği sıkıntıları yaşamak istemiyorsunuz. Bu arada bunu sıkıntı olarak yazmamın sebebi olayı ciddi şekilde abartarak daha iyi anlaşılmasını sağlamak, normalde bunun bir sıkıntı olup olmadığını dinleyerek tespit etmek güç, ben işin tamamen kağıt üzerinde, teorik kısmında bahsediyorum. Bu durumda da DAC’ınızı kullanacağınız zaman “Pre-In” konumunu kullanabilirsiniz.

Tüm bu özellikler, sistemlerinde detay ve ayrıntılara önem veren meraklıların ağzını sulandıracak özellikler. Bir çoğumuz sistemlerinde olsa bile bu özellikleri kullanmıyor eminim ki ancak ihtiyaç duyduğunuz anda elinizin altında olması inanın çok önemli.

Gelelim lamba konusuna. Leben CS-600 güç katında 4 adet 6L6GC (5881) lamba ile donatılmış halde geliyor. Lambalar Sovtek ancak işin en şenlikli tarafı meraklısına EL34 seçeneğini de kullanma imkanı tanıyor. Özellikle EL34 tarafında NOS lamba sevenler 6L6 tarafına göre daha fazla seçenek ile karşılaşabilirler. Bu ampliyi Mullard EL34’ler ile donatabilme fikri bile insan heyecan veriyor. Ki bir ara amiyane tabiri ile kaşınmadım değil. Günümüzde Mullard ve tabii ki meraklıları için Telefunken El34’lerin erken dönem örneklerini bulmak pek mümkün olmasa da, yakın çevremde bu tarz lambalar bulunduğu için deneme yapabilme seçeneğim vardı aslında. Ancak ben amplifikatörün stok halini test etmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Benim bulacağım NOS lambaları muhtemelen şu an bulmanız imkansız veya çok çok pahalı. Bu yüzden stok halde test daha doğru bir yaklaşım olacaktı. Leben’in verdiği verilere göre CS-600 6L6GC ile kanal başı 32W, El34 lambalar ile ise kanal başı 28W güç üretebiliyor. Bu pazarda bulunan bir çok hoparlörü sürmek için yeterli bir güç! Solid state amplilerde alıştığımız yüzlerle ifade edilen güçler lambalı dünyada çok uçuk ürünler tarafında elde edilebiliyor. Ancak lambalı bir ampli ile solid state bir ampliyi kağıt üzerinde sadece çıkış güçleri ile kıyaslamak büyük bir hata olur. Bunu da eklemek isterim.

Amplifikatörde giriş katında 4 adet 6CS7 lamba kullanılmış. Bunlarda hifi tasarımlarında çok sık karşılaşmadığımız aslında harika dual-triyod lambalardır. 1950’lerde General Electric tarafından kalitesinin üst noktasına taşınan bu lambaların NOS’larını biraz şans ile eBay vesaire sitelerden göreceli makul fiyatlara edinebilmeniz mümkün. Özellikle plate plate modellere atlayın derim. Nedir bu “black plate” derseniz burada kısa bir açıklama bulabilirsiniz. Amplifikatörde yer verilen son lamba ise 6CJ3. Bu çok ilginç bir lamba. Aslında televizyonlarda rektifiyer olarak kullanılmak üzere tasarlanmış yine ucuz fiyatlara denk getirebileceğiniz özellikle General Electric ve diğer Amerika’lı üreticilerin 1950’lerde ürettiği lambalara balıklama atlayabilirsiniz. Özellikle Sylvania firmasının clear top modelini sırf görselliği için bile satın alabilirim ben mesela. Performansı da muhteşemdir.

Bana yazarken normal geliyor ancak okuyucularımız açısından televizyonda kullanılan lamba gibi kavramların acayip geldiğinin farkındayım. Daha önce benim “tube rolling” yazımı okuduysanız benim de sistemimde “6Y6” gibi televizyonlarda kullanılan özel rektifiyer lambaları veya EF184 gibi audio amacı ile üretilmiş ancak bilgisayarlarda bile kullanılmış lambalara sahip olduğumu hatırlayacaksınız. Şöyle düşünün bundan on yıllar önce transistör denilen “şey” ortalıkta yok iken bunların yaptığı her şeyi lambalar yapıyordu. Günümüzde özel tasarımcılar lambaların kullanıldığı en ücra köşelerden muhteşem lambaları bulup tasarımlarında kullanıyorlar. Bunu bir nevi meydan okuma diye düşünebilirsiniz. Zaten lambaların dünyasını özel hale getiren şey işte bu.

Velhasıl kelam Leben CS-600 kullanıcıları için önlerinde lambalar konusunda bir derya var. Arzu ederseniz tabii ki bayağı masraflı olacağı aşikar olan bu yolculuğa çıkabilir veya varolan haliyle kullanabilirsiniz seçim tabii sizin! Bu arada EL34 ile GL6 arasındaki geçiş amplfikatörün içerisinde bulunan switch’leri kullanarak çok rahtlıkla yapılabiliyor. Auto-bias konusunu ise zaten anlattığım için acemi kullanıcıların bile lamba değişikliği için korkmaları için bir sebepleri yok!

Artık test sistemini oluşturmaya geçebilirim. Leben CS-600 gibi harika bir cihaz elime geçince test sistemine de ekstra özendim doğrusu. Pikap katı olarak kullanılacak J.C.Verdier Control B’nin pikap katı içerisine Telefunken’in Berlin fabrikasında üretilmiş “ECC83lerini, pre-amplifikatörün çıkış katına da Philips/Valco “TS65“leri yerleştirdim. Bu lambalar ile alakalı ayrıntılar linklerde mevcut ve günümüz tutarları ile cihazın içerisini donattığım lambalar cihazın kendisinden daha pahalı. Yine bazı denemelerde Muzaffer Günal ağabey imzalı Denon DL-103 için optimize edilmiş özel bir pikap katını da denedim. Elimde bulunan en üst sınıf kablolarla bağlantıları yaptım ve Finite Elemente standıma CS-600’ü yerleştirdim. Manzara muhteşem ama bakalım ses nasıl…

Cihazı bir hafta boyunca çalıştırdım ve arkasından dinlemeye başladım. Her dinleti öncesinde lambaların ve cihazın kendisine gelebilmesi için 1 saat çalıştırdım. Tespitlerime göre bu süre yaklaşık 20 ila 30 dakika arası sürüyor olsa da, bir saat sonra ses bence çok keyifli bir hale geliyor. Daha önce kendi sistemim dahil olmak üzere bayağı fazla 6L6 dinleme fırsatım olmuştu. Bakalım Leben CS-600’de neler duyacağım.

Camel topluluğunun Moonmadness albümü ile başlayalım. Özellikle 1970′lerde yayınlanan Camel, Mirage, The Snow Goose ve Moonmadness albümleri sizler için bir anlam ifade ediyor ve heyecanlandırıyorsa doğru yazıyı okuyorsunuz demektir. Camel, İngiliz progressif rock topluluklarından ülkemizde de en çok sevilenlerinden bir tanesi. 1971 yılında Andrew Latimer tarafından kurulan topluluk ilk dört albümü bazı yazarlara göre göre ise ilkini pas geçip üç albüm ile her rock severin arşivinde yer alması gereken topluluklardandır. Hatta listeyi arttırayım biraz 1980′lere kadar olan tüm albümleri almakta fayda var. 90′lar ve 2000′ler ise bana göre pek gerekli değil. Rain Dances, Breathless ve I Can See Your House from Here albümleri başarılı kadro değişiklikleri ile çok güzel kotarılmış albümler ancak benim açımdan ilk dörtlünün yeri ayrı. Albümdeki müzisyenler şu şekilde. Andrew Latimer; gitar, flüt, “Another Night” ve “Air Born” şarkılarında vokaller. Peter Bardens; klavye “Spirit of the Water” şarkısında vokaller. Doug Ferguson bas, ve “Song Within a Song” şarkısında vokaller. Andy Ward; davul, perküsyon ve “Aristillus” şarkısında vokaller.

Albümün baskısı gerçekten çok acayip. Eski Moonmadness baskılarına sahip okuyucularımız var ise, aradaki fark muazzam. Yazılan çizilene göre Abbey Road stüdyosunda bulunan analog teypler elden geçirilerek bu plak baskına hazırlanılmış. Ortaya da son derece derin bir sahnesi olan özellikle mikro detaylara odaklanabileceğiniz bir baskı çıkmış. 180gr’lık plak olması gerektiği gibi kaliteli bir gatefold kapak içerisine yerleştirilmiş. Edinmeyen varsa edinsin!

Açılış parçası “Aristillus”ta re-master edilmiş plakta detay seviyesinin yanında heyecanlı baslar hemen dikkat çekiyor. Bu kısa açılışın hemen ardından şenlik “Song Within a Song” ile başlıyor. Kötü baskılarda pek ortalıkta gözükmeyen ziller vesaire bu baskıda harika. Michell Gyrodeck, SME ve Denon kombinasyonunu farklı pikap katları ile deniyorum. Açıkçası pre-katı olan bir pikap katı kullanmak yerine klasik ama iyi bir pikap katı kullanıp CS-600’ün giriş katını layığı ile kullanmak çok daha mantıklı bir karar olacaktır. “6L6″nın karakteri sebebi ile zaten gitar tonları müthiş. Detay seviyesi, sahne insanı mutlu edecek türden. Benim eski JBL monitörlerle harika uyum sağlamış durumda CS-600 ancak ben yine de rahat durmayıp daha zor sürülür hoparlörler ile de mesai yaptım.

Leben ürünlerini ülkemizde BBC monitörlerin yeni yorumlarını kullanıp mutlu olan okuyucularımız olduğunu bildiğimden bir LS3/5a ile de denemeler yaptım. Bu nereden çıktı derseniz yakında bir yazı yayınlayacağım merak etmeyin. Üretilen 30W güç ile bu ufak ama zorlu monitörler orta büyüklükteki dinleme odamı başarı ile kapladılar. Bas birazcık az geldiğinde hemen ufak bir ayar ve kaldığımız yerden devam. Normal de BBC LS3/5a bas konusunda sıkıntılıdır. Ama benim eski JBL’lere dönüş yapınca seyredin alt frekanslarda coşkuyu. Keyifle albümler albümleri kovalayabilir. Dur aklımdayken bir Zappa dinleyeyim, bir de Hendrix!

Sistem bakalım vokallerde nasıl bir tablo sergileyecek deyip alışılmışın dışında bir albüm seçtim. Ann Peebles’ın 1974 tarihli I Can’t Stand the Rain albümünü. Ann Peebles, 1947 yılında doğmuş bir müzisyen. Afrika kökenli Amerikalı şarkıcı kendi şarkılarını yazıp söylemesiyle ve özellikle Memphis soul tarzındaki albümleri ile tanınır. 1970′lerde Hi Records şirketi için yaptığı plaklar soul müzik tarihi açısından önemlidir. Özellikle iki şarkısı çok mühimdir; “I Can’t Stand the Rain” ve “I’m Gonna Tear Your Playhouse Down” Bu iki şarkıyı eşi Don Bryant ve radyo yayıncısı Bernie Miller ile yapmıştır. Bu şarkılar çok popüler olmuş ve sonraki yıllarda Eruption ve Paul Young gibi isimler tarafından yeniden yorumlanmıştır.“I Can’t Stand The Rain” şarkısı eminim ki duysanız hatırlayacağınız bir şarkıdır. Soul, aslında Memphis soul tarzı olarak nitelendirebileceğimiz albüm Ann Peebles’ın kendine özgü ses rengi ve zamanının popüler müziğinin çok iyi icra edilmiş bir edisyonu olarak nitelendirilebilir. Bu arada hemen bir not bu şarkıyı hatırlamak için hafızasını zorlayanlar eminim ki Tina Turner edisyonunu hatırlayacaklardır. Bana sorarsanız Ann Peebles daha eğlenceli daha keyifli. Albüm bir Pure Pleasure baskısı. Kevin Gray tarafından yapılan remaster çalışması çok başarılı. 180Gr plak formatında basılan albüm döneminin pop müzik örneği sayılabilir ancak içerisinde ne arasanız var bonus olarak da Ann Peebles’n farklı sesi ve vokal tekniği.

Albümde arka planda blues ve R&GB etkisinde sağlam bas, gitar ve davul melodi hatları var. Şarkıdan şarkıya değişmekle beraber üflemeliler de ön plana çıkıyor. Leben CS-600 sıcaklık tam lambalı bir ampliden bekleyeceğimiz gibi. Lambalılar bas konusunda zayıf diyenlerin lafını ağzına tıkayacak bir performans özellikle dikkat çekici. Özellikle hoparlörünüzü dikkatli seçerseniz bu tarz ön yargılara hiç bakmadan evinizde keyifle müzik dinleyebilirsiniz.

Jordi Savall- La Folia 1490-1701. Katalan müzisyen Jordi Savall’ın kendi plak şirketi Alia Vox için kaydettiği bir albüm. Folia, Ortaçağın sonlarına doğru Portekiz’de ortaya çıkan ve İberik yarımadasında gitgide popüler hale geldikten sonra İspanya’ya da sıçramış, halk arasında popüler olmuş bir dans ve dolayısıyla müzik tarzı. Tabii sonraki 2 yüzyıl boyunca insanın içini titreten ve etkileyici basitlikteki müzik tarzı tüm Avrupa’ya yayılır ve Corelli, Marais gibi büyük müzisyenler bile Folia tarzına uygun besteler yaparlar. Zaten bu albümde bu bestecilerin Folia’larından örneklerde var. Jordi Savall, 1490-1701 yılları arasına dayanan halk şarkılarını ele almış ve tekrar yorumlamış. Alia Vox’un her zaman olduğu gibi kayıtlarına söylenebilecek kötü bir şey yok. Albümü SACD formatında dinliyorum.

Bir süredir elim rafımda bulunan “çok” onlarca Jordi Savall albümüne pek gitmiyordu doğrusu. Son dönemlerde Alia Vox’tan yayınlanan albümler nedense hep aynı gibi gelmeye başladı bana. Muhtemelen son dönemlerde en zevk aldığım albümlerden bir tanesi Orient-Occident II “Hommage à la Syrie” oldu. Hadi “La Folia”yı bir kenara bırakalım Orient-Occident II’den bahseyim sizlere. Bu albümün yazısını daha yazmadım ama bir kaç satır etmeden geçmeyeyim. Albümde hem Türk hemde Suriyeli müzisyenler Savall ve dostlarına katılmış ve Suriye’ye bu saygı albümüne imza atmışlar. Atmosfer çok acayip albümde. Detay seviyesi, sahne muazzam. açılış parçası “Aḥla Zahra”da vokallerde Oumeima Khalil kalbimize hançeri saplıyor. Arka tarafta ise olan biteni anlatmak pek mümkün değil. Ortadoğu müziği ile alakası olmayan dostlarımız ne bu göbek havası mı diyebilirler ancak biraz dikkat etmeye başlayınca albümün her saniyesi oya gibi işlenmiş. Kanunlar ve vurmalılar sanki karşınızda çalıyor. Lambalının tadı tabii ki bambaşka! Cihazın arka planı o kadar sessiz ki! Tonlar, dokular ipek gibi. Çok güzel çok….

Leben CS-600 ile deneyimlerimde çok mutlu mesut vakit geçirdim. Daha önce kullandığım/ dinlediğim bir çok 6L6 lambalı ampliye göre tabii ki farklılıklar vardı ve Leben açık ara üstün bir performans gösterdi. Buradaki sihirli parça “çıkış trafoları” ancak belli ki tasarım konusunda çok uğraşılmış, birinci sınıf elektronik bileşenler ile çok ilginç bir lamba kombinasyonu kurulmuş özellikle de pre-katında. Tasarım kozmetik olarak muhteşem. Benim son yıllarda gördüğüm en güzel tasarımlardan bir tanesi. Bence ne önemli konu şu, Leben CS-600 üst sınıf performansını bir lambalı olarak sunuyor. Günümüzde lambalı olup, solid-state gibi çalan bir çok amplinin aksine karakterli bir sesi var. Olmasını istediğimiz türden bir ses! Övgüleri kısa kesip bir de fiyat performans oranına bakalım. Mavi Hifi’ın yeni açtığı e-mağazasındaki bilgiye göre 5.700 Euro karşılığı Aralık 2014 itibarı ile KDV Dahil 15.723TL’lik fiyat bana sorarsanız gayet normal. Bu seviyelerde işçiliğe, yapım kalitesi ve iç donanıma sahip bir ürün için hele ki performansına bakarak normal olduğunu söyleyebilirim. Evet ucuz değil, ama, bulunduğu sınıf için bana sorarsanız normal. Sisteminizi rahatlıkla Leben CS-600 çevresinde kurabilirsiniz. Güzel bir hoparlör ile eşleyip, imkanlar ölçüsünde iyi bir kaynak ve kablolar ile harika bir sistem kurabilirsiniz. Siz bu yazıyı okurken hemen her inceleme de olduğu gibi CS-600’ün temsilcisine doğru yola çıkması gerekiyor ki, ayrılacağıma gerçekten üzgünüm :(

Leben CS-600
Tüp Ekipmanı:  (4) 6l6gc (5881) Sovtek,  (El34/6ca7 – Option)(4) 6cs7(1) 6cj3 – ÇIKIŞ Gücü:  32w X 2 (6L6GC) At 1khz.28w X 2 (EL34) At 1khz. – FREKANS Tepkisi:  10hz – 100khz. (-0.1dB) – Distorsiyon: 0.7%(10w) – GİRİŞ Hassasiyeti: 900mv At 20w – ÇIKIŞ Empedansı : 4/6/8/16 Ohms (Selectable)     – AĞIRLIK:  22.5 Kg – EBATLAR: 450 (G) X 360 (D) X 142 (H) Mm –
Fiyat: 5.700 Euro KDV Dahil 15.723TL Aralık 2014 itibarı ile / online satın almak için tıklayın
Temsilci: Mavi Hifi / www.mavihifi.com

Not: Benim gibi lamba manyaklarına özel not :) CS-600 benim amplifikatörüm olsa -ki olmasını gerçekten isterdim- lambalara da harcayacağım tahminen 2.000 Dolar civarında bir tutar ile çok uzun zaman geçirirdim. Düzgün şekilde eşlenmiş 1950’lerden dörtlü bir set Mullard tahminen 1.000 ila 1.500 Dolar arası bazen biraz daha fazlası tutabiliyor. 6CS7 tarafından 1950’lerin Amerikan tüplerinin en kaliteli örnekleri olan “black plate”ler ise fazla pahalı değil. 100 Dolar civarına harika örnekler alabilirsiniz ki 150 Dolar civarına tüplerin kendi içindeki triod’larının da eşlendiği perfect match’ler bulabilir. Dört tanesi için çok iyi fiyat! 6CJ3 ise sudan ucuz bir lamba, 10 Dolar civarındaki fiyatları ile koleksiyon yapardım. Lamba manyaklığı ayrı bir şey…